
Kayaların Gölgesinde, Suyun Sırrında: Şehirden Kaçışın Turkuaz Rotası Kapuz Kanyonu

Bazı yerler vardır, haritada parmağınızla rastgele bir noktayı işaretlediğinizde değil, ruhunuzun pusulası kuzeyi şaşırdığında karşınıza çıkar. Navigasyonun “yol bitti” dediği, telefonun çekim gücünün azaldığı, ama hayatın çekim gücünün tam da o an başladığı yerlerdir buralar. Geçtiğimiz hafta sonu, tam da böyle bir arayışın sonunda, kendimi doğanın o devasa turuncu duvarları ile suyun dingin turkuazı arasına sıkışmış bu saklı cennette buldum.
Şehrin o bitmek bilmeyen uğultusunu, egzoz dumanını ve kornaların yarattığı kakofoniyi geride bırakıp, sadece suyun sesinin yankılandığı bu vadiye adım attığınızda, zaman kavramı anlamını yitiriyor. Fotoğrafta gördüğünüz bu manzara, aslında sadece bir doğa karesi değil; modern insanın unuttuğu “durma” eyleminin somutlaşmış hali.
Doğanın Heybetli Duvarları ve Suyun Dansı
Kanyonun içine doğru ilerlediğimizde, sağ tarafımızda yükselen o devasa kaya bloğu, sanki binlerce yıldır burada nöbet tutan bir muhafız gibi bizi karşıladı. Kayaların üzerindeki o kızıl, turuncu ve yer yer sarıya çalan toprak tonları, güneşin açısına göre renk değiştiriyor. Doğanın mimarlığı karşısında insanın ne kadar küçük kaldığını hissetmek, tuhaf bir şekilde huzur veriyor insana. O sarp kayalıkların, sert ve aşınmaz duruşunun hemen dibinde, onlara inat yumuşacık, cam gibi bir su akıyor. Zıtlıkların uyumu dedikleri bu olsa gerek.
Suyun rengi, ne tam mavi ne tam yeşil… Ördek başı yeşili ile gökyüzünün mavisinin birbirine karıştığı, dibindeki çakıl taşlarını dahi sayabileceğiniz berraklıkta bir turkuaz. Kıyıya vuran minik dalgaların sesi, dünyanın en etkili sakinleştiricisinden daha tesirli.
Mevsimlerin Kesiştiği Nokta
Fotoğraf karesine dikkatli baktığınızda, mevsimin o hüzünlü ama bir o kadar da umutlu geçişini fark edeceksiniz. Sol tarafta, kış uykusuna yatmış ağacın çıplak dalları, gökyüzüne uzanan ince parmaklar gibi duruyor. Sazlıklar sararmış, toprağın rengi koyulaşmış. Hava, ciğerlerinize çektiğinizde sizi hafifçe ürperten ama içinizi temizleyen o keskin serinlikte. Ancak gökyüzü… Gökyüzü o kadar parlak ve o kadar mavi ki, baharın müjdesini verir gibi.
Yürüyüş yolunun bittiği, patikanın suyla buluştuğu noktada durup derin bir nefes aldım. Burnuma gelen o nemli toprak kokusu, yosun ve çam ağaçlarının reçine kokusuyla birleştiğinde, “Yaşıyorum” diyorsunuz. İleride, suyun akışını düzenleyen o küçük setin üzerinden dökülen suların sesi, vadideki sessizliği bozmuyor, aksine bu sessizliğin bir parçası olup ritim tutuyor.
Ruhun Detoks Kampı
Bu rotada yürürken, sadece ayaklarınız değil, düşünceleriniz de yavaşlıyor. Sağdaki o dik yamaçlarda tutunmaya çalışan inatçı maki çalılıklarına, suyun üzerindeki yansımalara ve rüzgarın suda bıraktığı o titreşime dalıp gidiyorsunuz. Burası, sosyal medyada paylaşılacak bir “story”den çok daha fazlası; burası insanın kendi içine yaptığı bir yolculuk.
Eğer siz de son zamanlarda omuzlarınızda şehrin yükünü taşıdığınızı hissediyorsanız, eğer beton blokların arasında gökyüzünü görmeyi unuttuysanız, rotanızı kanyonların serin gölgesine çevirin. Çünkü doğa, cömertliğiyle sizi iyileştirmek için orada, o turuncu kayaların ve turkuaz suların arasında sessizce bekliyor.
Unutmayın, bazen en güzel yolculuklar, nereye gittiğinizi bilmeden, sadece suyun sesini takip ederek yapılanlardır. Bu hafta sonu kendinize bir iyilik yapın; ekranlara değil, suya bakın.
BURAK YILMAZ
You may also like
You may be interested
Ufukta Bir Büyücülük Rüzgarı: Wes Anderson’dan Yeni Başyapıt Sinyalleri!
Sinema dünyasının “simetri ustası” olarak bilinen ve kendine has estetik...
Rusya’da Porsche Sahipleri Şaşkın: Araçlar Aynı Anda Kullanılamaz Hale Geldi
Rusya’da çok sayıda Porsche aracın aynı anda çalışmaması dikkat çekti....
Antalya Atatürk Devlet Hastanesi’nde yeni bina için ilk imza: Proje ihalesi tamamlandı, girişler kapatıldı
Antalya Atatürk Devlet Hastanesi’nde yeni bina için ilk imza: Proje...
Bir yanıt yazın